Kendimize nasıl baktığımız; ilişkilerimizden aldığımız kararlara, yeni bir şeye başlamaktan sınır koyabilmeye kadar hayatın birçok alanını etkileyebilir. Kimi zaman kişi dışarıdan yeterli, başarılı ya da kendinden emin görünebilirken iç dünyasında sürekli kendisini sorgulayabilir. Yaptıklarını küçümsemek, hatalara uzun süre takılmak, başkalarının düşüncelerine gereğinden fazla önem vermek ya da kendini sık sık başkalarıyla kıyaslamak zaman içinde yorucu hale gelebilir.
Bazı kişiler için kendilik değeri başarıya, üretken olmaya, başkaları tarafından beğenilmeye ya da hata yapmamaya bağlı hale gelebilir. Böyle olduğunda küçük bir başarısızlık bile yalnızca “Bu konuda istediğim sonucu alamadım” şeklinde değil, “Ben yeterli değilim” şeklinde yorumlanabilir. Kişi kendisine karşı giderek daha eleştirel olabilir ve kendisini sürekli kanıtlama ihtiyacı hissedebilir.
Başkalarıyla kıyaslama da bu döngünün önemli bir parçası olabilir. Özellikle kişinin kendi eksik gördüğü yönlerini başkalarının güçlü yanlarıyla karşılaştırması, kendisiyle ilgili değerlendirmelerini giderek daha olumsuz hale getirebilir. Bunun sonucunda yeni deneyimlerden kaçınmak, kendi fikirlerini ifade etmekte zorlanmak, sınır koyamamak ya da sürekli onay aramak gibi davranışlar ortaya çıkabilir.
Psikoterapi sürecinde kişinin kendisiyle ilgili geliştirdiği düşünceler, kendisinden beklentileri ve kendi değerini hangi ölçütlere bağladığı ele alınabilir. Amaç kişiye yalnızca “kendine güven” demek değil; kendisine yönelik değerlendirmelerinin nasıl oluştuğunu, hangi durumlarda güçlendiğini ve yaşamındaki seçimleri nasıl etkilediğini anlamaktır.
Zaman içinde kişi kendisine daha gerçekçi ve dengeli bir yerden bakmayı, güçlü ve zorlandığı yönlerini birlikte görebilmeyi ve kendi değerini yalnızca başarı, performans ya da başkalarının onayı üzerinden değerlendirmemeyi öğrenebilir.